Bir nevi görsel şiir antolojisine doğru

“ve de ki” Mart ayı başında yayınlandıktan sonra (Ebabil Yayınları) elde sadece yayınlanmamış mısralı şiirlerin tasnifi ve yayınlanmış kitapların birleştirilip tek bir kitap haline getirilmesi var. Kişi, yazdığı şiirlerin bir tasnifini, gevşek de olsa yapmamalı ve onları bir şekilde Zaman’ın ve okurun -her kimse- belleğindeki tortulanmasına bırakmalı. Fakat bir yandan da bu yığının -orada burada yayınlanmış ve her nedense tuhaf hikayelerle bezeli kitap olma süreçleri- gözönünde olmasını istiyor. Tarihin ya da şiir tarihinin tasnif gücü, yok ediciliği ile kolkola geçiyor. Sonra ortaya bir yanda artık unutmak istediği şiirleri ve kitapları sürekli yeniden basım ile gündeme sokmaya çalışan ve bundan da tiksinen sallantıda bir şair tipi çıkıyor.

Okumaya devam et “Bir nevi görsel şiir antolojisine doğru”

Bütan Şiirleri

Uçucu bir şey şiir. Aslında kağıt olmasa, Dil yetisinin çeşitli mekanizmaları -bellek ekonomisi ve ritim- arasında ufalanıp gidebilir. kimi zaman gündeliğin içinde insan, böyle dil daktilolandırmalarına gelmeyecek sözlü kültür ürünü şeyler geçiriyor aklından. Eski şairler gibi elde defter ya da küçük bir kağıda iliştirilebilecek, fakat böyle kayıt altına alınmadığında da yok olup gidecek parçalar, kesitler ya da ne ise işte. hemen oracıkta bir zar oyunu, ya unutulacak ya da Dile yapışacak. Okumaya devam et “Bütan Şiirleri”

H/ars bitti t/arz

Hars’ı son kez tekrar kapattım. Neden yaptığımı bilmiyorum, fakat siteye baktığımda içimin sıkıldığını, bir şekilde o atıl halinin bile beni yorduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İşin teknik tarafının bir lanet gibi üzerime yapışması ise işin daha da çıkmaza girmesini sağladı. Bir web sitesinin eski teknolojilere (matbu) bakıldığında daha “kolay” halledilebeceğini düşünür insan, fakat eğer sıfırdan bir olay (görsel şiir) ve onun yanına da bir topluluk inşa ediyorsanız, iş hiç de kolay değil. Güncellemesi, yeni özelliği, yazıların tasnif edilmesi ve işin “sosyalleşemesi” 2004 yılında başlayan o maceranın yedeğindeki sürekli işlerden biri oldu benim için. Kişisel web sitesi olsa bile bir ton detayı olan şey için, bir sürü insanın yazı/şiir/yorum ürettiği bir içerik makinasına dönmesi sırasında bütün enerjimi ve heyecanımı harcadım. ve bitti. rahat olun yani. Okumaya devam et “H/ars bitti t/arz”

Yeni kahraman için yeni anlatı ve yeni mecra: Fallout 3

Yeni kahraman için yeni anlatı ve yeni mecra: Fallout 3

Fallout dünyası, itiraf etmeliyim ki edebiyatın yerini alabilecek her şeye sahip. hatta ileri gidilebilir, yaşantının yerini alabilecek ve kafa dinlemek için gidilebilecek bir akıl hastanesi odası ya da tımarhane simülasyonu olabilir. evet. tüm o gerçekdışılığı ile Çorak Ülke, edebiyatı edilgenliğinde ve zihinsel bir eylem olarak görmekten sıkılan için yeni mecra ve yeni mekan. yeni anlatı. Okumaya devam et “Yeni kahraman için yeni anlatı ve yeni mecra: Fallout 3”

POST-YAZI-META

Yazı’dan sonra –ki bu da Yazı’dan sonraya ait bir karalamadır ancak- yazarın bir yaşantısı olabilir mi? Bu yaşantı onca kimlik inşasına direndikten sonra bir anda denenmeden hemen orada-hazır duran bir kimliği alıp çıkıyor. Yazı ve şiir, gündeliğin poetikasını şairin/yazarın elinden (ister aşırı endüstriyelleşmiş olsun isterse kırsalda olsun) alıp poetikanın gündeliğine bir daha çevirmiyor. Bu devir-daim her ne kadar anlamsız gibi görünse de şu oluyor; yazarın/şairin konuştuğu özneyi ya da ötekiyi Yazı’ya ait bir çerçeveden çıkarıp, gerçek insan/durumlarla karşı karşıya bırakıyor. Bu da cehennem demek. Okumaya devam et “POST-YAZI-META”

Kaybolmanın Estetiği

Kaybolmanın Estetiği

Şairin Benjamin Button tabiatlı biografisi, bir dev olarak başlayan macerasına nasıl devam eder? Genç şair olarak geçirilen zaman içinde batılan zillet ve tesbih edilen tahribat sonrasında taşınamayacak derecede büyük bir yük olarak boyunda asılı kalır, kalmaktadır. Yansıtan ve bozan kayıt cihazı olarak şairin mevcudiyeti kaydetme ile başladığı yolculuğa kaybetmenin sonsuz küçük merhaleler ile devam edecektir. Ta ki her şey olması gerektiği gibi bu dünyaya içkin kaldığı çizgiye gelene kadar. Okumaya devam et “Kaybolmanın Estetiği”