Kuantalaşma, Fraktallanma ve Muassırlaşma

Yıllar geçtikçe mısralı şiir yazma konusunda insan daha isteksiz oluyor. Özünde, gerçek-zamanlı bir mısralı şiir peşinde olduğum için bir şiiri yazmaya başlamam ile onu tamamlamam arasında Yahya Kemal türü bir “ömür” geçmiyor. Çünkü biz, onun gibi kadîm sayacağımız bir geçmişin sularında yolculuk etmiyoruz, şimdi ve burada yaşıyoruz. Bizim için -en azından kendi kuşağımdan şairler için- Tarih’in monolitik bir yapısı falan yok. Geçmiş, kendi heybetini üzerimizde deneyemiyor artık. Bugün ve şimdi, geleceğin nasıl olabileceğine dair ufak ipuçları vermekten başka, yaşantımızın esasına dair hiç bir şeyin etkili olmasına izin vermiyor.

Okumaya devam et “Kuantalaşma, Fraktallanma ve Muassırlaşma”

Anlatının gücü ve oyun

Uzun bir zamandır nerede ise içine düştüğüm konsollar, bilgisayar oyunları ve edebiyat arasındaki ilişki hakkında ufak tefek şeyler yazmaya çalışıyorum. Özellikle Fallout oyunu hakkında birkaç şey karaladım bu sitede. Bu anlatı-yoğun, karakter inşa sürecine dayalı macera oyunları, sanal gerçekliğin William Gibson vb. yazarların hayal ettiğinden çok daha ötelere erişmesi ile yepyeni bir boyut ya da mecra kazanıyor. Ve bu gelişme tüketim toplumu içinde henüz otonom kullanıma açılacak bir halde olmasa da, yakın zamanda sanallığın ağ ile birlikte Dünya gezegeninin şartlarının ötesine taşıyacağını öngörebilir kişi. Ve bu mecra değişimi ya da gelişimi, anlatı ya da kurgu için yeni imkanlar da barındırıyor, hatta kendi kurgu dünyasında edebiyatın tarihsel tekeline ve ağırlığına saldırıyor. Ve bu saldırı, orta sınıfların tüketim iştahı ile yeni bir aşamaya geçmiş durumda.

Okumaya devam et “Anlatının gücü ve oyun”

Olivetti Günleri

Daktilo ile yazmaya geçişim çok hızlı oldu sayılır. 1992 ya da 93 gibi. Olivetti marka bir daktilom vardı ve şimdi arşivleri karıştırdığımda görüyorum ki neredeyse bin sayfaya yakın daktilo ile yazılmış metin var. Yani bir tam bir çöplük!

Defterlerimin çoğunu –her cins yazar gibi- ben de saklarım, sakladım. Bir şeye tanıklık edeceklerinden değil, ama yine de bir çeşit kerteriz noktası olarak. İnsanın kendi arşivlerine çöplük demesinin pek de hayırlı bir iş olmadığını biliyorum, ne de olsa büyüklerden bildiğimiz bu tür şeylerin “ileride” pek fazla işe yarayacağı meselesidir. Orasını da bir kenara koyalım şimdilik.

Okumaya devam et “Olivetti Günleri”

21. Yüzyıl’da Görsel Şiir: Yeni Somut Şiir

Söz, Yazı ve Resim arasındaki ilişki modern sonrası zamanda (21. Yüzyılın mecra ağırlıklı yaşantısı, internet, televizyon vb.) kendi okuma ve yazma araçlarını yaşantımıza sokan gündelik sayesinde yepyeni bir boyuta erdi. Eskiden kentli, küçük burjuva ve batılı sanatçının uhdesinde gibi görünen yeniden üretme ya da yerinden etme, birleştirme, koparma, yapıştırma ve sanatsal anlam üretebilme, parodi vb. gibi araçlar kitleselleşti. Çok boyutlu bu yeni okuma ve yazma etkinliği yeni edebi türleri ve yeni poetikaları da önümüze serdi.

Oysa bu yeni içindeki eski poetika, kentlileşmenin, kent yaşantısının içinde ve ona karşı fakat onun levazımını kullanarak gelişmesi ile ilgili biraz. Kimi için Batı Modernleşmesinin özellikle şiir adına iki yükseltisinin Pound ve Joyce’un Weberce formülleştirilmiş önerilerinde gömülü, kimisi için ise Guillaume Apollinaire’nin sayfada “gevşek bıraktığı” mısra düzeni kimisi için ise Rus Biçimcileri’nin “bilimsel” poetika algılarının ürünü. Sonuç ne olursa olsun, gelinen noktada Gomringer ve De Campos’un yeniden müzakereye açtığı konu, dada’nın ya da gerçeküstücülüğün bile ötesinde bir noktaya ağır ağır taşındı.

“21. Yüzyıl’da Görsel Şiir: Yeni Somut Şiir” kitabı ve sergisi Chris McCabe ve Victoria Bean’in ortak yayını olarak geçtiğimiz günlerde Londra’da yayınlandı. Kitabın giriş yazısını ubu’nun sitesinin kurucusu şair Kenneth Goldsmith yazmış. Goldsmith’in dikkate aldığı nokta ise Somut Şiir’in Gomringer’in estetik haz ve tipografik temizlik ile dolu kentli 1950’ler dünyasından çıkıp tam tersi bir alana “kirli, pasaklı, sarkık” bir hale geldiği 1970’lere evrilmesini konu alıyor. Tertemiz, ince, alımlı Helvetica’nın endüstriyel tipografi tarafından evlat edilmesinden sonraki dönem. Sonrasında pasaklı, gürültülü görsel şiirler üretmeye kadar giden eden ve aradan geçen 20 yıl içinde “yeni toplumun kentsel-endüstriyel çevre duyarlılığına uygun yenilenmiş şiirler” olarak takdim edilen Somut Şiir’in etkisi. Sonrasında Henri Chopin ve Sitüasyonistler tarafından “Somut Şiir entelektüel bir mevzu olarak kaldı, ne yazık!” denilerek 1968’e gelinmesini anlatıyor kısaca. Daktilo’nun tek bir yazı karakteri ile şiir üretilmesine izin vermesine gelen eleştiri, daha sonra buna bile kuşku ile bakan 68 ruhu da yazının içinde.

Kitapta Türkiye’den üç şairin görsel şiirleri yer alıyor: Barış Çetinkol, Ercan y Yılmaz ve Serkan Işın. Yüze yakın şairin şiirlerinin yer aldığı kitap Southbank Center’in desteği ile Hayward Yayınları tarafından yayınlandı. 240 sayfalık kitap shop.southbankcentre.co.uk adresinden temin edilebilir.

(*) Kontra dergisinde yayınlanmıştır.

Na-mevcudiyet

Yazı yazmaya, çeşitli dergilerde görünmeye, şair olarak tanınmaya (her ne kadar bundan pek hoşlanmasam da) uzun zaman önce başladım. Şairliği bir persona, bir mizaç meselesi falan olarak görmedim. Bizden önceki kuşaklar gibi de şiirden bahsederken bahsedilen şeyler için şiiri kurban etmedim. Öykü yazdım fakat bunda başarılı olamadım. İlginçtir, öykücülüğün ya da anlatı yazarlığının bir şekilde sürdürülebilir bir tarafı yokmuş gibi geldi bana.Okumaya devam et “Na-mevcudiyet”

%d blogcu bunu beğendi: