Kalan

Hece’deki söyleşide [Aralık 2018 Hece Edebiyat sayısında yayınlanacak] kafama yatan ve daha sonra Son Barbar: Görsel Şiir’in içeriğini tekrar ele aldığımda iyice kanî olduğum durum şudur: Görsel Şiir, 2018 yılının sonunda ya da 2019 yılın başından itibaren bir şekilde edebiyat hayatımızın ve şiir tarihi dediğim “yanlış-bilinç-üretecinin” dışına çıkmalıdır. Son Barbar: Görsel Şiir kitabı eğer yayınlanma aşamasına gelebilir ise bu daha net anlaşılacaktır, öyle umalım.

Bu noktaya gelmesi ancak benim için bir anlam ifade edebilir, edecektir. Yanlış-Bilinç ya da yanlış-bilme üzerinden anladığım ve sonunda kendi adıma yine doğru bir yere çıktığım için kendimi şanslı sayabilirim. 2000’li yıllar içinde şiir adına yapılanlarla aynı terazinin neredeyse karşı kefelerinde tartılabilecek bir mevcudiyetten, bir hareketten bahsedebilecek kadar malzeme var elimde. Ortaya konan ne var ise, en azından şiir adına üretilen ne varsa, diyebiliriz ki, Şiir Tarihi’nin o kapalı döngüsünü kıracak kadar çeşitli ve yoğun idi, geçtiğimiz 20 yıl içinde ve bu çeşitlilik belki Şiir Tarihi’nin yerine geçebilecek hatta onu içeriden fethedip, yok edecek kadar güçlü ya da bozucu mudur, o ayrı bir soru. Fakat Görsel Şiir Poetikası ya da deney poetikası üzerinden okunduğunda bu son 20 yıl kendi adıma daha “okunabilir, anlaşılabilir, iletişim kurulabilir” görünüyor.

Görsel Şiir ve onun yordamı, Türk Şiiri’nde “kenar” ya da “uzak” diyebileceğimiz şey ile ilişki kurdu. Bu tanımlanamayan şey, artık ne idi ise, Cumhuriyet sonrası zamanda ancak İkinci Yeni ile “görünür” olmuş, fakat 21. yüzyılın ve gösterisinin ancak gölgede bıraktığı Şiir topyekun kızılötesi bir görünebilirlik elde ettiği için gözlemlenebilir alanın dışına doğru itilmiş halde idi. Zaten kendim için söylersem, şiir yazmaya başladığımda bu çağın modern kentli insanı için bir şiir peşinde olduğumu biliyordum. Büyüyen kentler, çoğalan nüfus ve onun çevrimi, dolayımı, ayrıcaları, yapılanması, binaları ve bu binalara yansıyan estetiği derken, bütün bunun arasında kaybolmaya yüz tutan “renkli ve türkçe muteber vatandaş” imajının -böylelikle Cumhuriyet’in bize vaat ettiklerinin ötesinin- da şairi olmayı hayal ediyordum. Bu noktada, çoğu kez peşimi bırakmayan “yanlış-bilme/tanıma [Lacan, Zizék]” sayesinde erişmeyi başardığım(!) yok olmanın estetiği [Virilio] dolayımındayım artık.

Bu noktadan sonra geriye, eğer başarılabilir ise, Son Barbar [Şiir Tarihi açısından barbarlıktır görsel şiir, ilkeldir ve sevimsizdir, enerjisini okurun üzerine atıp kaçmayı ve yoruma muhtaç şekilde kurulmuştur] Görsel Şiir kitabını yayınlamak istiyorum. Fakat, ele geçmez olan “kalan” ile yaralı olması gereken her türlü poetika metninin katran arkında boğuşup duruyorum. Düzeltmeler, yeniden yazmalar, yeniden derlemeler derken, aslında buna gerek olmadığını şimdi fark ediyorum. Çünkü son 14 yılın üzerimde bıraktığı ne var ise, artık o tüm seyrelmişliği ile zaten kitabın ruhuna yansımış gibi geliyor bana. Şiir ortamımızın gündeminin içine düştüğü andan itibaren mümkün olan tüm iletişim kanallarında bir konuşmaya sebep olmuş, etkileri hala devam ediyor. Fakat artık üretmediğim ya da üretmeyi kenara bıraktığım bu süreci kendi adıma tamamlamam gerekiyor. “Neden? Nasıl?” gibi sorulara cevap olmayacak bu kitabın bir poetikaya erişip erişemeyeceğini elbette zaman gösterecektir. Fakat buradan baktığım hali ile görsel şiir biraz ötemizde [kenarda, dolayımda, ayrıcalarda vb.] duruyor, duracak, ele geçmeye direnen tüm “kalan”ları ile…

Reklamlar