Yazı yazmaya, çeşitli dergilerde görünmeye, şair olarak tanınmaya (her ne kadar bundan pek hoşlanmasam da) uzun zaman önce başladım. Şairliği bir persona, bir mizaç meselesi falan olarak görmedim. Bizden önceki kuşaklar gibi de şiirden bahsederken bahsedilen şeyler için şiiri kurban etmedim. Öykü yazdım fakat bunda başarılı olamadım. İlginçtir, öykücülüğün ya da anlatı yazarlığının bir şekilde sürdürülebilir bir tarafı yokmuş gibi geldi bana.
Bu site son yayınlanan kitabım “Ve De Ki” için başlamıştı. Bir çok site kurdum, bir çok gereksiz dergi / yayın / web sitesi faaliyetinde bulundum. Bugün, en çok hoşuma giden şey, yaptığım, yazdığım şeylerin sabit diskler içinde kaybolup gittiğini bilmek…
Öykücülük konusunda bir iddiam yok. Şiir konusunda etrafınızda “şairim yea ben!” diye gezenlerden çok daha fazla düşündüğümü ve etkim olduğunu da biliyorum. O yüzden şiir dışındaki yaşantımın, bir öz geçmiş şeklini almaması için dehşetle kendimden kaçıyorum. Bu sitede yer alan birkaç öykünün son hallerine Arşivmatik sayfasından ulaşabilirsiniz.
“Para kazanmak gerekti, insanları gördüm” diyor ya Orhan Veli, zannediyorum yaşantımın son yıllarını bu mısrayı ve “People are strange when you’re a stranger /
Faces look ugly when you’re alone” diye başlayan The Doors şarkısını anlamak ile geçirdim. Yalnızlık ve iletişim talebi arasında kaldığım doğrudur.
Neyse, günün anlam ve önemi açısından aşağıdaki şiiri okura hediye ediyorum.
MUTLU UYANMAK NECE ıslak ilmekler dolu postanede mektuplara kanca takıyor memurun biri kapı at meydanına açılıyor, toynak sesleri bir kamçı ayırıyor balığı rüyasından düğmelerle kavanozlar akvaryumlar cabası şıp desek öleceğiz bunca yağmur taş kesilecek damlalar, ölecekler taşlar başlara sevdalı düşecekler bir asılmışız ki güneşe, arkasında ne var? altın kapta bir zarf açacağı, parlak barutu eksik biraz, paslı, necefli gizlere bürünmüş bir pul, dudaklara mühür nasıl da üşüyor tahta merdiven sıcak ayaklar ayakkabılar botlar içinde tenler urbalar içinde yaz içinde terler fışkırmalar içinde göz içinde kalıyorum karşısında büyük beyaz bir suyun dokunuşun içerisinde ne sıcakmış diyor mutlu uyanmak francala sabahlar içinde taze peynirleri tabağa koymadan sevişmek adını bas tost makinasına cazırdasın beden beden avuç avuç dudak dudak ipiçinde çekiliyor mavnalarına kesintisiz bir mektup bir dilek herşey tek nece sen tektin az önce ben geldim yanıbaşına otağımı astım, üşenmedim birkaç yele, onca pul, çokca yüzgeç, solungaç döküldü güneşten çekinmedim gece çarşafmış oysa sana sarılmak için üzerinden çektim açılıverdi zarf yağmur mu deniz mi gümüş balıkları mı elyazın mı ıslak ilmeklerden ay damlıyor gece 05:10 31.10.2003
