Na-mevcudiyet

Yazı yazmaya, çeşitli dergilerde görünmeye, şair olarak tanınmaya (her ne kadar bundan pek hoşlanmasam da) uzun zaman önce başladım. Şairliği bir persona, bir mizaç meselesi falan olarak görmedim. Bizden önceki kuşaklar gibi de şiirden bahsederken bahsedilen şeyler için şiiri kurban etmedim. Öykü yazdım fakat bunda başarılı olamadım. İlginçtir, öykücülüğün ya da anlatı yazarlığının bir şekildeOkumaya devam et “Na-mevcudiyet”

YAŞAM YAŞAMIYOR MU?

Mutat Vaska, kalan son parasıyla, alabileceği en kötü kahve ile birlikte, elinde poşetlerle, alamadığı şeylere biraz üzülerek, evine doğru yola çıktı. Sırf iki üç dakika daha fazla konuşabilmek için lafı uzattı da uzattı markette. Gereksiz sorularla kasiyerin canına okudu ve bu da onun renksiz hayatının en eğlenceli kısmı olmaya başladı son birkaç aydır. İşten atılmasındanOkumaya devam et “YAŞAM YAŞAMIYOR MU?”

NAKLİYESİ MÜMKÜN OLMAYAN ŞEYLER

Eşyalarımızın yer değiştirirken yanımızda olacağını bilmek ancak Krallara, Mısırlılara özgü bir perspektif, bir ulviyet kurgusu ister. Dünyanın mümkünlerinin tükenmesi nesne ile kelime, kelime ile biz arasındaki bağı zedelemekte. İnce ayarlı sözlükler, artık ifade edilecek şeyi kalmadığından “namevcutlaştırılmış” “mücerretleştirilmiş” bir dil’in o kara kuru nesneleri, eşyaları, kapı kaçağı, ihtişamından yekûn olarak hesapsızca kaybetmiş kral odalarını simgeler.Okumaya devam et “NAKLİYESİ MÜMKÜN OLMAYAN ŞEYLER”

Bir biçiminin muğlaklığının tasviri(*)

Sana bir üslûp önermem gerektiğini düşündüğüm şu anda, aslında belki de senin gibi, ben de bir üslûbu olan şeyin baskıcılığından şikâyet ediyor, kalıplara doğru genişlemiş ya da belirli bir kalıp düşüncesinin içinde yoğuşmuş ya da dağılmış olan Yaşam’ın kendisini düşünüyorum. Yazma etkinliğinin düşünce ile düşünceden öte sezişle, sezgiden önce diğerlerinin yazdıkları ile olan bağlantısı, beniOkumaya devam et “Bir biçiminin muğlaklığının tasviri(*)”

HUZURSUZ RÜYAÇELEN(*)

Rüyamda, Ahmet Hamdi Tanpınar, elimden tutup, beni tuhaf ve saçma bir dekorla toparlanmış, nesnelerin yığıldığı, adını bilmediğim ve okuyamadığım markalarla bezenmiş eşyaların, gaz lambalarının, pikapların, şemsiyelerin, artık yinelene yinelene çürümüş devrim sloganlarının yapışık olduğu pankartların, aylaklık üzerine Osmanlıca yazılmış kitapların, cilt cilt, fersah fersah parşömenlerin, yazı masalarının ve kenarları bilerek kopartılmış gergeflerin ortasında yükselen Mümtaz’ınOkumaya devam et “HUZURSUZ RÜYAÇELEN(*)”