Kuantalaşma, Fraktallanma ve Muassırlaşma

Yıllar geçtikçe mısralı şiir yazma konusunda insan daha isteksiz oluyor. Özünde, gerçek-zamanlı bir mısralı şiir peşinde olduğum için bir şiiri yazmaya başlamam ile onu tamamlamam arasında Yahya Kemal türü bir “ömür” geçmiyor. Çünkü biz, onun gibi kadîm sayacağımız bir geçmişin sularında yolculuk etmiyoruz, şimdi ve burada yaşıyoruz. Bizim için -en azından kendi kuşağımdan şairler için-Okumaya devam et “Kuantalaşma, Fraktallanma ve Muassırlaşma”

Olivetti Günleri

Daktilo ile yazmaya geçişim çok hızlı oldu sayılır. 1992 ya da 93 gibi. Olivetti marka bir daktilom vardı ve şimdi arşivleri karıştırdığımda görüyorum ki neredeyse bin sayfaya yakın daktilo ile yazılmış metin var. Yani bir tam bir çöplük! Defterlerimin çoğunu –her cins yazar gibi- ben de saklarım, sakladım. Bir şeye tanıklık edeceklerinden değil, ama yineOkumaya devam et “Olivetti Günleri”

21. Yüzyıl’da Görsel Şiir: Yeni Somut Şiir

Söz, Yazı ve Resim arasındaki ilişki modern sonrası zamanda (21. Yüzyılın mecra ağırlıklı yaşantısı, internet, televizyon vb.) kendi okuma ve yazma araçlarını yaşantımıza sokan gündelik sayesinde yepyeni bir boyuta erdi. Eskiden kentli, küçük burjuva ve batılı sanatçının uhdesinde gibi görünen yeniden üretme ya da yerinden etme, birleştirme, koparma, yapıştırma ve sanatsal anlam üretebilme, parodi vb.Okumaya devam et “21. Yüzyıl’da Görsel Şiir: Yeni Somut Şiir”

Na-mevcudiyet

Yazı yazmaya, çeşitli dergilerde görünmeye, şair olarak tanınmaya (her ne kadar bundan pek hoşlanmasam da) uzun zaman önce başladım. Şairliği bir persona, bir mizaç meselesi falan olarak görmedim. Bizden önceki kuşaklar gibi de şiirden bahsederken bahsedilen şeyler için şiiri kurban etmedim. Öykü yazdım fakat bunda başarılı olamadım. İlginçtir, öykücülüğün ya da anlatı yazarlığının bir şekildeOkumaya devam et “Na-mevcudiyet”