Büt'an Şiirleri

Bü’tan Şiirleri

Mısralı/Dizeli şiir ile ilişkimin bütününü kitap olarak yayınlamak elbette kolay değil. Fakat en azından 1996 yılından 2018 yılına kadar olan ne var ise, tepe noktaları ile ortaya koymak ve buna “Bütün Şiirleri” falan demeden, çekinerek de olsa “Büt’an Şiirleri” diye başlık atabilmek, yapabileceğin en iyi şey. Çünkü Mısralı/Dizeli [Sözlü/Yazılı Kültür] şiirine karşı kendi cevabımı Dada Korkut ile verdiğim için, bu konuda adaletli davrandığımı düşünüyorum. Büt’an Şiirleri, 20. yüzyılın sonu, 21. yüzyılın başında sivil bir şairin şiir ile giriştiği ilişkiyi anlamak açısından -en azından- işe yarayacaktır. Çünkü yaşantının geri kalanına “dur” deyip, şiire bunca zaman/imkân ayrıdıktan sonra -ki bu süreç devam ediyor- şiirin gündelik yaşantının içindeki ağırlığının azalmasının bedelini hem sevinerek hem de hicran içinde idrak ediyorum.

Büt’an Şiirleri, içinde bugüne kadar yayınlanmış kitaplarım ve yayınlanmamış, fakat dosya haline gelmiş kitaplarım ile dergilerde yayınlanmış, fakat bu dosyaların hiç birine girmemiş mısralı şiirlerden oluşuyor. Kitap Ebabil‘den çıkacak ve Osman Özbahçe‘nin bu kitabın ortaya çıkmasındaki emeği çok büyük. Çünkü Kaybolmanın Estetiği böyle kitapların yaşantı içinde silinip gitmesini, giderken de son kez ışımasını gerektirir. Bunu “Tarihe Kalmak” falan gibi okumayın. Bu kitap görünüp, çıkacak yaşantımızdan. Okurun, öyle veya böyle bizi “sık sık unutmasını” istemek, bence yapabileceğimiz en “şairce” davranış. Sahaflar, böyle devasa yapıtlarla, unutuluş anıtları ile dolu. Yazdığımız kitapların onlardan tek farkı, şimdilik bir kupkuru umut.

Bu umut dolayımında, insan kendisini kainatın dışında fırlatacak bir iyimserlikle, şiir yazmaya devam ediyor. Edebi tür olarak kalmaya çalışan şiir, Dil Yetisi’nin gündelik içindeki makinalaşmış hayatına ayak uydurmaya öyle veya böyle devam ediyor. Bunun “epik, lirik, dramatik, fonetik, sismik vb.” adlandırılmaya çalışması, aramızdaki “insaflı” şairlerin ve eleştirmenlerin marifeti. İnsanı, tarih içinde tutunduran yetinin Şiir üretme becerisi olduğunu bugünün insanına hatırlatmak kolay değil artık.

Büt’an Şiirleri, ve de ki ile birlikte, bundan böyle Mısralı şiir diyerek ayırdığım alanda kalacaklar. Bu kitaplarla, günümüz şiiri içinde mısralı şiirin üretebileceği ve kendi adıma imkanlarının çok fazla kalmadığını bildiğim ve bu bilgiye ulaşırken kazdığım, zorladığım yerleri işaretlemiş olacağım. Şiir yazmaya başladığım günden bugüne kadar kendimi şair olarak tanımlamaktan geri durdum. Okurun bunu bilmesinde fayda var, bu bir. İkincisi, günümüzde hakim gibi görünen ve son 20 yıl içinde şairleri kendilerine çeken “şiir kutupları”nın çoğuna göz attım, yazdığım şiirlerin, örneğin Neo-Epik Şiir içinde yer alması ya da Nesnevi’nin lirik sayılabilecek yapısı, beni geri götürmedi. Ama fotoğrafın arabı olarak kalmak zannediyorum beni “Bireyseller” içinde tuttu, tutuyor. Zamanımızın çalışkan, maharetli şairinin, bir kalıbın içinde kalabileceğine ya da dikey bir örgütlenmeye ya da “akım politikasına” bağlı kalabileceğini zannetmiyorum. Hani modern şiir tarihinden haberi olmadan günümüz şiirine don biçmeye çalışanların düştüğü komik durumda da değilim. “O şair, bu şair değil!” türü zırvarlıkların fayda ettiği kişilerden de olmadım. Tek elle tutulur yanım, zannediyorum budur: Şiirden bir fayda elde edilemeyeceğini idrak etmek.

 

 

 

Reklamlar